Biri Sonradan Alevi Olabilir Mi? Bir Defter Sayfasından Kalbime Kalan Hikâye
Kayseri’de soğuk bir kış akşamıydı. Penceremin kenarında oturmuş, yıllardır alışkanlık haline getirdiğim günlük defterime yine birkaç cümle yazıyordum. Ben 25 yaşındayım. Belki bazılarına göre hayatın en hareketli dönemindeyim, belki de daha yolun başındayım. Ama ben küçük yaşlardan beri hissettiklerimi yazmadan rahat edemeyen biriyim.
O gün defterimin başına oturduğumda aklımda tek bir soru vardı:
“Biri sonradan Alevi olabilir mi?”
Bu soruyu ilk defa kendime sormuyordum. Aslında birkaç hafta önce yaşadığım küçük ama benim için çok büyük anlam taşıyan bir olay, içimde birçok düşüncenin kapısını açmıştı.
Bazı sorular vardır, sadece cevap aramak için sorulmaz. İnsan bazen bir sorunun içinde kendini bulur. Benim için de bu soru böyleydi.
Bir Akşam Sohbetiyle Başlayan Değişim
Her şey, üniversiteden eski bir arkadaşım olan Emre ile yaptığımız uzun bir sohbetle başladı. Kayseri’de sakin bir kafede oturuyorduk. Dışarıda insanlar hızlı adımlarla yürürken, biz saatlerdir hayat, aile, inanç ve insanın kendini bulma yolculuğu hakkında konuşuyorduk.
Emre’nin hayatında son yıllarda büyük değişiklikler olmuştu. Eskiden inanç konularına çok fazla kafa yormayan, daha çok günlük hayatın telaşıyla yaşayan biriydi. Fakat zaman içinde farklı insanlarla tanışmış, farklı düşünceleri dinlemiş ve kendi iç dünyasını sorgulamaya başlamıştı.
Bir ara bana dönüp şöyle dedi:
“İnsan kendini tanıdıkça bazı şeyleri yeniden keşfediyor. Bazen doğduğun çevreden öğrendiklerinle kendi kalbinin hissettikleri aynı olmayabiliyor.”
Bu cümle beni çok etkiledi.
Çünkü insanın kendini araması bana her zaman çok gerçek gelmiştir. Hepimizin hayatında bazı dönemler vardır; kim olduğumuzu, neye inandığımızı, hangi değerlerin bizi mutlu ettiğini sorgularız.
Emre bana zaman içinde Alevilik hakkında daha fazla şey öğrendiğini anlattı. İnsanları tanıdıkça, sohbet ettikçe, farklı yaşam biçimlerini gördükçe kendisini bu inanç ve kültüre daha yakın hissetmeye başladığını söyledi.
O an yüzündeki ifadeyi unutamıyorum.
Kararsızlık vardı.
Heyecan vardı.
Biraz da korku vardı.
İnsan Kendi Yolunu Sonradan Bulabilir Mi?
O gece eve dönerken kafam çok karışıktı. Sokak lambalarının altında yürürken sürekli aynı düşünce aklımdan geçiyordu:
“Bir insan sonradan Alevi olabilir mi?”
Çünkü çoğu insan inançları sadece doğumla, aileyle veya yetiştiği çevreyle ilişkilendirir. Bir kişinin belli bir inanç veya kültüre yakınlık hissetmesi, onu araştırması ve kendi hayatında anlamlandırması bazı kişiler için anlaşılması zor olabilir.
Ama ben o gece farklı düşündüm.
İnsan sadece doğduğu yerden ibaret değil ki.
Bir insan büyürken değişir. Yeni insanlar tanır. Yeni kitaplar okur. Yeni sorular sorar. Çocukken kabul ettiği bazı şeyleri yetişkin olduğunda yeniden değerlendirebilir.
Ben kendi hayatımda bile bunu yaşamıştım.
Çocukken dünyayı çok daha basit görüyordum. Doğru ve yanlışlar kesin çizgilerle ayrılmış gibiydi. Fakat yaş aldıkça insan ilişkilerinin, duyguların ve hayatın ne kadar karmaşık olduğunu gördüm.
İnsan değişir.
Düşünceleri değişir.
Bakış açısı değişir.
Belki de insanın en doğal hakkı, kendini keşfetmeye devam etmektir.
Günlüğüme Yazdığım En Dürüst Cümle
O gece eve geldiğimde hemen defterimi açtım.
Sayfanın başına tarihi attım ve uzun süre kalemi elimde tuttum.
Ne yazacağımı bilmiyordum.
Sonra içimden geldiği gibi yazmaya başladım:
“Bugün bir insanın kendini arama cesaretine tanık oldum. Bazen anlamadığımız şeylerden korkuyoruz. Oysa belki de yapmamız gereken sadece dinlemek.”
Bu cümleyi yazarken garip bir huzur hissettim.
Çünkü fark ettim ki benim asıl merak ettiğim şey “Sonradan Alevi olunur mu?” sorusundan daha derindeydi.
Ben aslında şunu anlamaya çalışıyordum:
“Bir insan kendi kimliğini yeniden keşfetme hakkına sahip midir?”
Cevabım zamanla daha net oldu.
Evet.
İnsan hayatı boyunca kendini tanımaya devam eder.
Emre’nin Yaşadığı İç Çatışma
Aradan birkaç hafta geçti. Emre ile yeniden buluştuk. Bu kez daha farklı görünüyordu. Yüzünde daha sakin bir ifade vardı ama içinde hâlâ bazı endişeler taşıdığı belliydi.
Bana ailesinden bahsetti.
Bazı insanların onu anlamayabileceğinden korkuyordu. Bazı sorularla karşılaşmaktan çekiniyordu. Çünkü toplumda insanların birbirinin hayatına çok kolay yorum yapabildiğini biliyordu.
Bunu duyduğumda içimde büyük bir üzüntü oluştu.
Çünkü bir insanın kendi iç dünyasını anlamaya çalışırken yalnız hissetmesi gerçekten zor bir durumdu.
Ona şunu söyledim:
“İnsan önce kendi kalbine dürüst olmalı. Başkalarının ne düşündüğünü tamamen kontrol edemeyiz ama kendimize karşı samimi olabiliriz.”
Bunu söylerken aslında biraz kendime de söylüyordum.
Çünkü ben de hayatım boyunca başkalarının düşüncelerini fazla önemseyen biri olmuştum.
Bazen insanların bizi nasıl gördüğünü, bizim kendimizi nasıl gördüğümüzün önüne koyabiliyoruz.
Alevilikle Tanışmanın Bir Yolculuk Olması
Emre’nin anlattıklarını dinledikçe şunu fark ettim: Onun yaşadığı şey bir anda verilmiş bir karar değildi.
Bu, bir merakla başlayan uzun bir yolculuktu.
Okumak.
Dinlemek.
Sormak.
Anlamaya çalışmak.
Bir insanın herhangi bir inanç veya düşünceyle bağ kurması bazen uzun zaman alabilir. Bazıları ailesinden ve çevresinden öğrendiği değerlerle hayatına devam ederken, bazıları hayatının ilerleyen dönemlerinde farklı şeyler keşfedebilir.
Bu durum sadece inanç konusunda değil, hayatın birçok alanında böyledir.
İnsan bazen yıllarca taşıdığı düşünceleri değiştirir.
Bazen kendini hiç beklemediği bir yerde bulur.
Bazen de yıllardır içinde olan bir şeyi ancak sonradan fark eder.
Kayseri’de Bir Akşam ve Değişen Bakış Açım
Kayseri’de yaşamanın bana öğrettiği çok şey oldu. Burası benim için sadece doğup büyüdüğüm şehir değil. İnsanları, sokakları, sohbetleri ve hatıralarıyla hayatımın büyük bir parçası.
Bu şehirde farklı düşüncelere sahip birçok insan tanıdım.
Kimiyle aynı fikirde oldum.
Kimiyle olmadım.
Ama zaman içinde şunu öğrendim:
Bir insanı anlamak için önce onu dinlemek gerekiyor.
Bazen uzaktan baktığımız bir hayat bize çok farklı görünebilir. Fakat o insanın hikâyesini dinlediğimizde birçok şey değişir.
Emre’nin hikâyesi de bana bunu öğretti.
Önceden bazı konular hakkında daha kesin düşündüğümü fark ettim. Belki de yeterince soru sormadan bazı cevaplara sahip olduğumu sanıyordum.
Bu beni biraz utandırdı.
Çünkü insan bazen farkında olmadan kendi dünyasının sınırları içinde kalabiliyor.
Sonradan Alevi Olmak Üzerine Düşündüğüm Gerçek
Bugün hâlâ günlük tuttuğumda bazen o geceyi hatırlıyorum.
“Biri sonradan Alevi olabilir mi?” sorusu artık benim için sadece bir inanç sorusu değil.
Bu soru bana insanın kendini bulma yolculuğunu hatırlatıyor.
Bir insanın hayatında yeni bir şey keşfetmesi, onu araştırması ve kendini o değere yakın hissetmesi mümkündür. İnsanların bu konudaki deneyimleri farklı olabilir. Kimi bir aile geleneği içinde büyür, kimi ise zaman içinde kendi yolunu keşfeder.
Önemli olan, bu yolculuğun saygı ve samimiyet içinde yaşanmasıdır.
Benim için en değerli şey şu oldu:
Bir insanın kendini anlamaya çalışmasına tanık olmak.
Çünkü insanın kendisiyle kurduğu bağ, hayatındaki en önemli bağlardan biridir.
Bir Defter Sayfasında Kalan Umut
Aradan aylar geçti.
Emre ile hâlâ görüşüyoruz. Hayatlarımızda birçok şey değişti. Yeni insanlar tanıdık, yeni deneyimler yaşadık.
Ama o akşam yaptığımız sohbet benim için hâlâ özel bir yerde duruyor.
Çünkü bana insanları tek bir kelimeyle, tek bir geçmişle veya tek bir etiketle değerlendirmemeyi öğretti.
Hepimizin içinde anlatılmayı bekleyen hikâyeler var.
Kimi hikâyeler doğduğumuz gün başlar.
Kimi hikâyeler ise yıllar sonra kendini gösterir.
Belki de insan olmanın en güzel taraflarından biri budur.
Kendimizi yeniden keşfedebilmek.
Yeni şeyler öğrenebilmek.
Kalbimizin bize gösterdiği yolu takip edebilmek.
Günlüğümün son sayfasına bugün şu cümleyi yazardım:
“İnsan bazen kendini bulmak için uzun bir yol yürür. Önemli olan hangi yoldan geldiği değil, o yolculukta kendine ne kadar dürüst kaldığıdır.”
Ve belki de “Biri sonradan Alevi olabilir mi?” sorusunun en samimi cevabı şudur:
İnsan, hayatı boyunca kendini tanımaya devam eden bir varlıktır. Kendini arayan, öğrenen ve anlamaya çalışan herkesin hikâyesi farklıdır. Önemli olan bu hikâyelere saygıyla yaklaşabilmektir.